İstinaf Ceza Dairelerinde Hükmün Bozulması Kararı
Yerel mahkemelerce verilen hükümleri istinaf başvurusu üzerine inceleyen istinaf ceza dairelerinin “hükmün bozulmasına” karar verebilmesi mevzuatta bir kısım şartlara bağlanmıştır.
Bozma kararı verilebilecek durumlara geçmeden önce aynı zamanda Anayasa ile de güvence altına alınan hukukta başvurucular açısından en temel gereksinim olarak niteleyebileceğimiz hak arama hürriyetine değinmenin yararlı olacağını düşünüyorum.
Bilindiği üzere Anayasa’nın 36.maddesi hak arama hürriyetini düzenlemekte olup, herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı ve davalı olarak iddia ve savunma hakkına sahip olduğu yasal güvenceye bağlanmıştır. Bunun yanısıra 03/10/2001 tarihli 4709 sayılı Kanun’un 14.maddesiyle Anayasa’nın 36.maddesine “savunma” ibaresinden sonra gelmek üzere “ile adil yargılanma” ibaresi eklenmek suretiyle, Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce güvence altına alınan adil yargılanma hakkı madde metnine dahil edilmiştir. Nitekim mahkemeye erişim hakkı hususunda içerdiği düzenlemeler ile de sıklıkta yüksek yargı kararlarında karşılaştığımız Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)’nin 6.maddesinin (1) numaralı fıkrası da bu yöndeki önemli bir uluslararası yasal düzenleme olarak karşımıza çıkmaktadır.
Mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına gelmektedir.
Mahkeme kararlarının hukuka uygun olup olmadığına yönelik uyuşmazlığın çözümlenmesi için bir yargı makamı önüne taşınması kanun yoluna başvurma olarak nitelendirilmektedir. Mahkemeye erişim hakkı, suç isnadına ilişkin uyuşmazlıklarda da uygulanabilen bir haktır. Buna göre mahkeme tarafından bu isnadın yerinde olduğu ya da olmadığı yönünde bir karar verilmesini isteme, şayet başvuru hakkı tanınmış olması halinde itiraz, istinaf veya temyiz gibi kanun yollarına başvurma hakkını da kapsar.
Bu aşamadan itibaren yazımızın asıl konusunu oluşturan istinaf daireleri yani Bölge Adliye Mahkemeleri ceza daireleri tarafından hükmün bozulması yönünde karar verilmesi ile istinaf ceza daireleri tarafından bozma kararı verilebilecek hususları inceleyelim. Bu konuya dair görüşlerimizi belirtmeden evvel, mevzuatımızda yer alan ilgili kanun maddelerini aşağıda belirtmekte yarar vardır.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “İSTİNAF” başlıklı 272.maddesinin ilgili kısımları:
“(1) İlk derece mahkemelerinden verilen hükümlere karşı istinaf yoluna başvurulabilir. Ancak, onbeş yıl ve daha fazla hapis cezalarına ilişkin hükümler, bölge adliye mahkemesince re’sen incelenir.
…
(3) Ancak;
a) (Değişik: 31/3/2011-6217/23 md.) Hapis cezasından çevrilen adli para cezaları hariç olmak üzere, sonuç olarak belirlenen onbeşbin Türk Lirası dahil adli para cezasına mahkumiyet hükümlerine,
b) Üst sınırı beşyüz günü geçmeyen adli para cezasını gerektiren suçlardan beraat hükümlerine,
c) Kanunlarda kesin olduğu yazılı bulunan hükümlere,
Karşı istinaf yoluna başvurulamaz. (Ek cümle: 14/04/20207242/17 md.) Bu suretle verilen hükümler tekerrüre esas olmaz.”
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİNDE İNCELEME VE KOVUŞTURMA” başlıklı 280.maddesinin ilgili kısımları şöyledir:
“(1) Bölge adliye mahkemesi, dosyayı ve dosyayla birlikte sunulmuş olan delilleri inceledikten sonra;
…
e) İlk derece mahkemesinin kararında 289 uncu maddenin birinci fıkrasının (g) ve (h) bentleri hariç diğer bentlerinde belirtilen bir hukuka aykırılık nedeninin bulunması hâlinde hükmün bozulmasına ve dosyanın yeniden incelenmek ve hükmolunmak üzere hükmü bozulan ilk derece mahkemesine veya kendi yargı çevresinde uygun göreceği diğer bir ilk derece mahkemesine gönderilmesine,
f) (Ek:17/10/2019-7188/27 md.) Soruşturma veya kovuşturma şartının gerçekleşmediğinin veya önödeme ve uzlaştırma usulünün uygulanmadığının anlaşılması ya da davanın ilk derece mahkemesinde görülmekte olan bir dava ile birlikte yürütülmesinin zorunlu olması hâlinde hükmün bozulmasına ve dosyanın yeniden incelenmek ve hükmolunmak üzere hükmü bozulan ilk derece mahkemesine veya kendi yargı çevresinde uygun göreceği diğer bir ilk derece mahkemesine gönderilmesine,
g) Diğer hallerde, gerekli tedbirleri aldıktan sonra davanın yeniden görülmesine ve duruşma hazırlığı işlemlerine başlanmasına,
Karar verir.
2) (Ek: 18/06/20146545/77 md.) Duruşma sonunda bölge adliye mahkemesi istinaf başvurusunu esastan reddeder veya ilk derece mahkemesi hükmünü kaldırarak yeniden hüküm kurar.”
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “HUKUKA KESİN AYKIRILIK HALLERİ” başlıklı 289.maddesi şöyledir:
(1) Temyiz dilekçesi veya beyanında gösterilmiş olmasa da aşağıda yazılı hâllerde hukuka kesin aykırılık var sayılır:
a) Mahkemenin kanuna uygun olarak teşekkül etmemiş olması.
b) Hâkimlik görevini yapmaktan kanun gereğince yasaklanmış hâkimin hükme katılması.
c) Geçerli şüphe nedeniyle hakkında ret istemi öne sürülmüş olup da bu istem kabul olunduğu hâlde hâkimin hükme katılması veya bu istemin kanuna aykırı olarak reddedilip hâkimin hükme katılması.
d) Mahkemenin kanuna aykırı olarak davaya bakmaya kendini görevli veya yetkili görmesi.
e) Cumhuriyet savcısı veya duruşmada kanunen mutlaka hazır bulunması gereken diğer kişilerin yokluğunda duruşma yapılması.
f) Duruşmalı olarak verilen hükümde açıklık kuralının ihlâl edilmesi.
g) Hükmün 230 uncu madde gereğince gerekçeyi içermemesi.
h) Hüküm için önemli olan hususlarda mahkeme kararı ile savunma hakkının sınırlandırılmış olması.
i) Hükmün hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delile dayanması.”
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “DİRENME YASAĞI” başlıklı 284.maddesi şöyledir:
“(1) Bölge adliye mahkemesi karar ve hükümlerine karşı direnilemez; bunlara karşı herhangi bir kanun yoluna gidilemez.
(2) İtiraz ve temyize ilişkin hükümler saklıdır.”
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “TEMYİZ” başlıklı 286.maddesinin ilgili kısımları şöyledir:
“(1) Bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin bozma dışında kalan hükümleri temyiz edilebilir.
(2) Ancak;
a)İlk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezaları ile miktarı ne olursa olsun adli para cezalarına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine dair bölge adliye mahkemesi kararları,
…
d) (Anayasa Mahkemesinin 27/12/2018 tarihli ve E.:2018/71 K.:2018/118 sayılı Kararı ile İptal; Yeniden Düzenleme: 20/2/20197165/7 md.) İlk defa bölge adliye mahkemesince verilen ve 272 nci maddenin üçüncü fıkrası kapsamı dışında kalan mahkumiyet kararları hariç olmak üzere, ilk derece mahkemelerinin görevine giren ve kanunda üst sınırı iki yıla kadar (iki yıl dahil) hapis cezasını gerektiren suçlar ve bunlara bağlı adli para cezalarına ilişkin her türlü bölge adliye mahkemesi kararları,
…
Temyiz edilemez.”
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 280.maddesinin birinci fıkrasında, bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin istinaf incelemesine konu edilen bir dosyayı inceledikten sonra verebileceği kararlar “İstinaf Başvurusunun Esastan Reddine”, “Düzeltilerek İstinaf Başvurusunun Esastan Reddine”, “Hükmün Bozulmasına” ve “Davanın Yeniden Görülmesine” olarak sayılmıştır. Davanın yeniden görülmesi kararı, diğer kararlardan birinin verilmediği hallerde verilebilecek bir karar türüdür. Davanın yeniden görülmesi kararını veren bölge adliye mahkemesi ceza dairesi duruşma sonunda ya istinaf başvurusunu esastan reddedecek ya da ilk derece mahkemesi hükmünü kaldırarak yeniden hüküm kuracaktır. Davanın yeniden görülmesi üzerine verilebilecek bu kararlara karşı usul kanununun 286.maddesi gereğince temyiz kanun yoluna başvurulabilecektir.
İstinaf mahkemelerinin hükmün bozulmasına karar verebileceği haller 5271 sayılı Kanun’un 280.maddesinin birinci fıkrasının (e) ve (f) bentlerinde sınırlı olarak sayılmıştır. Buna göre, istinaf mahkemeleri 2 (iki) durumda hükmün bozulması kararı verilebilecektir. Bunlardan ilki, ilk derece mahkemesinin kararında 5271 sayılı Kanun’un 289.maddesinin (1) numaralı fıkrasının (g) ve (h) bentleri hariç diğer bentlerinde belirtilen bir hukuka aykırılık nedeninin bulunması, diğeri ise soruşturma veya kovuşturma şartının gerçekleşmediğinin veya ön ödeme ve uzlaştırma usulünün uygulanmadığının anlaşılması ya da davanın ilk derece mahkemesinde görülmekte olan bir dava ile birlikte yürütülmesinin zorunlu olması durumudur.
Hükmün bozulmasına karar verilen bu hallerde bölge adliye mahkemesi ceza dairesi, dosyanın yeniden incelenmek ve hükmolunmak üzere hükmü bozulan ilk derece mahkemesine veya kendi yargı çevresinde uygun göreceği diğer bir ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar verecektir. Bu karara (hükmün bozulması) karşı ilk derece mahkemelerinin direnme kararı verme yetkisi bulunmadığı gibi taraflarca da temyiz kanun yoluna başvurulması mümkün değildir. İstinaf dairelerince verilen hükmün bozulması kararının asıl önemli tarafının, temyiz başvuru hakkını başvurucuların elinden alıyor olması olarak da belirtebiliriz. Şayet istinaf dairesi önüne gelen işte hükmün bozulması yerine davanın yeniden görülmesi ile neticesinde örneğin bir mahkumiyet kararı vermesi durumunda bu karara karşı temyiz kanun yoluna başvurulması mümkün olmaktadır. Kesin nitelikteki bozma kararı ise başvurucuları temyiz kanun yoluna başvurmaktan yoksun bırakmaktadır.
İstinaf ceza daireleri tarafından hükmün bozulması kararı yönünden Kanun’da tahdidi olarak sayılan haller dışında verilen bozma kararlarının usul ve yasaya uygun olmadığına ilişkin örnek Yargıtay kararlarını ise şu şekilde sıralayabiliriz;
Yargıtay 14. Ceza Dairesinin 04/03/2021 tarih 2018/6371 Esas 2021/1851 Karar sayılı,
Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 22/06/2023 tarih 2023/2981 Esas 2023/4580 Karar sayılı,
Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 18/04/2024 tarih 2022/5322 Esas 2024/4330 Karar sayılı,
Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 03/07/2024 tarih 2024/2388 Esas 2024/8319 Karar sayılı,
Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 11/03/2024 tarih 2023/6519 Esas 2024/3057 Karar sayılı,
Yargıtay 2. Ceza Dairesinin 24/04/2023 tarih 2022/12734 Esas 2023/2067 Karar sayılı,
Yargıtay 2. Ceza Dairesinin 20/02/2024 tarih 2023/29761 Esas 2024/2708 Karar sayılı kararları.
Bu durumda söylemekte yarar var ki, istinaf daireleri tarafından 5271 sayılı Kanun’da tahdidi olarak sayılarak yerverilen bozma nedenleri dışında ve kanuni dayanaktan yoksun bir gerekçe ile hükmün bozulması yönünde karar verilmesinin kanun yoluna başvuran taraflar açısından daha ziyade aleyhe olmak üzere sonuçlar doğuracağı izahtan varestedir. Duruşma açmak suretiyle tarafların da çağrılması ile icra edilecek duruşmada delillerin istinaf dairesi tarafından değerlendirilmesi neticesinde verilecek kararlar hem usul ve yasaya uygun olacak, hem de mahkemeye erişim hakkı yönünden taraflarda oluşabilecek muhtemel hak kayıplarını önleyeceği gibi, tarafların sözlü yargılama hakkı gibi benzer bağlantılı diğer usul güvencelerinden yoksun kalmalarını da önleyecektir.
Konumuzla son derece ilgili olan mahkemeye erişim hakkı kapsamında, ilgililerin mahkemeden davaya konu edilen isnada ilişkin bir karar verilmesini istemesi bir hak olduğu kadar, başvurma imkanı tanınmış olması durumunda ise kanun yollarına başvurmanın da mahkemeye erişim hakkı kapsamında olduğu unutulmamalıdır. Ancak Anayasa Mahkemesi kararlarında da vurgulandığı üzere kanun yollarına başvuru ile ilgili kanunda öngörülen kuralların uygulanması, kişilerin mevcut bir başvuru yolundan faydalanmasına engel olmamalıdır. Yani kanun yollarına ilişkin kurulların metni dikkate alındığında yargı mercilerinin başvurucular tarafından evvelden öngörülmesi mümkün olmayan değerlendirme neticesinde vereceği kararlar mahkemeye erişim hakkına müdahalenin kanuni dayanağının bulunmadığı kanaatine varılmasına sebebiyet verecektir.
Neticeten söylemek gerekirse, istinaf ceza daireleri tarafından kanunda açıkça öngörülmüş haller dışında bir nedenle bozma kararı verilmesi usul ve yasaya aykırılık oluşturacağı gibi, aynı zamanda detayları yukarıda açıklandığı üzere kanun yoluna başvuranların temyiz kanun yoluna başvuru haklarını da elinden almış olacaktır. Bu tür bozma kararları üzerine ilk derece mahkemeleri tarafından kanundan kaynaklı direnme yasağı nedeniyle istinaf bozma kararı sonrasında yeni esasa kayıt üzerine verilecek karar ile usul ve yasaya uygun olmayan istinaf bozma kararlarının da hukuki değerden yoksun ve yok hükmünde olacağı öğreti ve uygulamalarda dikkatten kaçırılmamalıdır. Aksi durumda yani, yasada yerverilen bozma sebepleri dışında bir sebebe dayalı olarak verilecek istinaf dairesi bozma kararı üzerine ilk derece mahkemesince direnme yasağına dair kanunun amir hükmü doğrultusunda verilecek yeni karar tekrar istinaf kanun yoluna taşınsa dahi istisna haller dışında istinaf dairesince kesin mahiyette verilecek karar ile nihayete erecektir. Bu durumda ise tam da bu yazımızın özünü oluşturan istinaf daireleri tarafından beraat hükmünün mahkumiyet veya mahkumiyet hükmünün beraat olması gerektiği yönünde bozma kararı verilmesinin doğru olmayacağı sonucuna varmaktayız. Zaman zaman ve hatta sıklıkla yasada sayılan bozma sebepleri dışında istinaf daireleri tarafından ilk derece mahkemeleri kararlarının bozmaya konu edildiği hususu karşısında oluşan bu hukuki duruma karşı 5271 sayılı CMK.nun 308/A maddesindeki olağanüstü yasa yollarından itiraz yasa yoluna gidilebileceği ya da mahiyeti itibari ile kesin nitelikli olması nedeniyle CMK.nun 309.maddesi kapsamında kanun yararına bozmaya konu edilebileceği değerlendirilmektedir. Tabi bunun bir diğer yolu da, istinaf dairesinin kesin mahiyette vereceği karara yönelik yapılacak temyiz başvurusuna ilişkin verilecek temyiz başvurusunun reddi kararının yasal süre içinde temyiz edilmek suretiyle dosyanın Yargıtay’ca incelenmesini sağlamaktır. En nihayetinde söylemeye gerek duymamakla birlikte haklı olunan bir konuda tüketilecek iç hukuk yolları sonrası Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yapılmasıdır ki, bu durumda süreç uzasa da yanlış olduğu düşünülen kararın Anayasa Mahkemesi tarafından verilecek karar ile yeniden yargılama yapılmak sureti ile oluşan usul ve yasaya aykırılığın giderileceği düşüncesindeyim.
Başta da belirttiğimiz üzere Anayasa’dan kaynaklı hak arama hürriyeti kapsamında herkesin adil kararlara muhatap olmasını temenni ediyorum.
Av. Büşra TEKSÖĞÜT
