ALTERNATİF BİR ÇÖZÜM YOLU OLARAK HUKUKTA UZLAŞTIRMA

Günümüz hukuk sistemlerinde, yargının iş yükünü azaltmak ve taraflar arasındaki uyuşmazlıkları daha hızlı, etkin ve barışçıl yollarla çözmek amacıyla alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemlerine artan bir yönelim gözlenmektedir. Bu yöntemlerden biri olan uzlaştırma, özellikle ceza muhakemesi hukukunda uygulama alanı bulan, mağdur ve fail arasında gönüllülüğe dayalı olarak yürütülen bir süreçtir. Bu yazımızda, Türkiye’de ceza hukukunda uygulanan uzlaştırma kurumunun hukuki dayanakları, işleyişi, avantajları ve karşılaşılan sorunlar ele alınmakta; alternatif bir çözüm yöntemi olarak uzlaştırmanın etkili bir şekilde işleyebilmesi için gerekli yapısal ve uygulamaya dönük koşullar değerlendirilmektedir.

Günümüz hukuk sistemlerinde artan dava yükü, yargılamaların uzun sürmesi ve mağdur-fail ilişkisinde yaşanan kopukluklar, geleneksel yargılamanın yanında alternatif çözüm yollarının geliştirilmesini zaruri kılmıştır. Bu bağlamda “Onarıcı Adalet” anlayışı çerçevesinde, taraflar arasında doğrudan iletişim kurulmasına olanak tanıyan uzlaştırma kurumu ön plana çıkmaktadır.

Türkiye’de uzlaştırma uygulaması, 2005 yılında yürürlüğe giren 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile hukuk sistemine dâhil edilmiş ve zamanla kapsamı genişletilerek yaygınlaştırılmıştır.

Ceza muhakemesi bağlamında uzlaştırma, mağdur ile failin, tarafsız bir üçüncü kişi olan uzlaştırmacı aracılığıyla iletişim kurması ve suç nedeniyle ortaya çıkan zararın giderilmesini hedefleyen tarafların sürece gönüllü olmak kaydı ile katılımını esas alan bir süreçtir. Uzlaştırma süreci sonucunda taraflar arasında bir uzlaşma sağlanması durumunda, kamu davası açılmamakta veya açılmış davada düşme kararı verilmektedir.

Türkiye’de uzlaştırma uygulamasının yasal temelini; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu (m. 253-255), Ceza Muhakemesinde Uzlaştırma Yönetmeliği, ile ilgili yargı kararları ve uygulama rehberlerinin oluşturduğunu söyleyebiliriz.

5271 sayılı CMK’nın 253. maddesinde hangi suçların uzlaştırmaya tabi olduğu açıkça belirtilmiş olup, genellikle şikayete bağlı suçlar ve toplum düzenini ağır şekilde bozmayan fiillerin bu kapsamda yer aldığını söyleyebiliriz. Zamansal süreç içinde bazı kanunlar ile uygulama kapsamı genişleyen uzlaştırma müessesesi, zaman içinde yine bazı kanunlarla da ihtiyaçlar ve güncel gereksinimler doğrultusunda değişikliklere uğramıştır.

Uzlaştırma süreci, Cumhuriyet Başsavcılıkları tarafından uzlaştırmaya tabi bir suçun varlığının tespitiyle başlatılır. Soruşturmayı yürüten Cumhuriyet Savcısı tarafından dosya uzlaştırmaya tabi suç yada suçlar nedeniyle “Uzlaştırma Bürosuna Gönderme Kararı” ile birlikte Cumhuriyet Savcılığı bünyesindeki “Uzlaştırma Bürosu”na gönderilir. Bu büroda uzlaştırma numarası kaydı alan dosyada gerekli olan ve uygun görülen evraklar, uzlaştırmacı listesinde kayıtlı olan ve re’sen seçilerek görevlendirilen  uzlaştırmacıya verilir ve teslim tarihi ile birlikte uzlaştırma süreci başlar.

Uzlaştırmacı, taraflarla ayrı ayrı ya da birlikte görüşerek süreci yürütür. Bu süreç tamamen gönüllülüğe dayalıdır. Taraflardan herhangi biri uzlaşma teklifini ya da uzlaşmayı reddederse süreç sona erer. Uzlaşma sağlanması durumunda, uzlaştırma raporu düzenlenir ve bu belge hukuki bağlayıcılık taşır.

Uzlaşmanın gerçekleşmesi halinde, kamu davası açılmayacak ya da açılmış davada düşme kararı verilecektir. Taraflarca belirlenen uzlaşma şartlarının yerine getirilmesi diğer bir ifadeyle edimin ifa edilmiş olması önemlidir. Aksi takdirde yargı süreci devam edecektir. Genel anlamda ve özü itibariyle uzlaşma, hem failin sorumluluk almasına hem de mağdurun zararının giderilmesine olanak sağlamaktadır. Bu nedenle “Onarıcı Adalet” yerinde ve anlamlı bir süreç tasfiridir.

Ancak hemen belirtmekte yarar vardır ki, uzlaştırma süreci aşamalı bir uygulamaya tabidir. Görevlendirme sonrası uzlaştırmacının ilk işi her ne kadar taraflara ulaşarak sürece dair bilgilenmelerini sağlamak ise de, bu ön bilgilendirme safhası yürütülecek süreç açısından başlangıç niteliğindedir. Uzlaştırma süreci ön bilgilendirme de dahil, taraflara uzlaşma teklifinin yapılması, teklifin taraflarca kabul görmesi üzerine uzlaştırma görüşmeleri safhası ve uzlaşmanın gerçekleşmesi durumunda ise uzlaştırma raporunun hazırlanarak tarafların imzalarının alınması aşamalarından oluşan bir süreçtir. Süreç içerisinde yukarıda yapılan sıralama bir sonraki adımın bir anlamda ön şartı olarak nitelendirilebilir. Nitekim bir önceki aşama şartı gerçekleşmeden bir sonraki aşama için işlem yapılabilmesi mümkün olmamaktadır.

Uzlaştırma uygulamasının, dava sayısını önemli ölçüde azaltarak yargı sisteminin rahatlamasına katkı sağladığı sayısal verilerle ortadadır. Bunun yanısıra taraflar hukuki uyuşmazlıklarda daha kısa sürede bir çözüme ulaşabilme imkanı elde etmenin yanısıra, zarar gören mağdur ya da müştekiler zararının telafisi konusunda doğrudan muhatapla iletişim kurarak gördüğü zarara ilişkin hukuki anlamda tatmin edilmiş olmaktadır. Diğer yandan ise suç soruşturmasının faili ceza almak yerine süreç içerisinde suçu kabul anlamına gelmemek kaydıyla uzlaştırma sürecine gönüllü olarak katılıp sürecin olumlu neticelenmesi karşısında aldığı sorumluluk ile çözüm üretmek suretiyle, hem eylemine karşılık gelen suç nedeniyle yargı sürecinin asli sujesi olmaktan kurtulacak, hem de topluma yeniden kazandırılmış olacaktır.

Uzlaştırma sürecinin sağlıklı başlatılıp, yürütülüp, sonuçlandırılması açısından uzlaştırmacıların niteliklerinin yeterli olması mutlak gerekli bir koşuldur. Sürece dahil olan taraflar arasında sosyal statü, eğitim seviyesi ya da gelir düzeyi ve benzeri açılardan güç dengesizliği bulunması durumu ise uzlaşma sürecini olumsuz etkileyebilmektedir. Gönüllülük ilkesinin ihlal edilmemesi ve her aşamada gözetilmesi, yasanın özü ve ruhu açısından önemli bir kriter iken, uygulamada son zamanlarda sadece maddi kaygıların ön plana çıkması ile hareket edilmesi ise süreç dahilinde onarıcı olması gereken adalet duygusunun kanımızca zedelenmesine neden olmaktadır.

Uzlaştırma, adalet sisteminin insani yönünü ön plana çıkaran önemli bir alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemidir. Ancak bu sistemin etkili ve adil bir şekilde işlemesi için uzlaştırmacıların eğitim düzeyleri artırılmalı, uygulamalı eğitim programları zaman zaman yinelenerek yaygınlaştırılmalıdır. Mağdurun haklarını koruyacak güvenceler güçlendirilmeli, öte yandan sürecin sağlıklı işleyişini sağlamak ve devam ettirmek açısından denetim ve izleme mekanizmaları etkinleştirilmelidir. Diğer yandan toplumda uzlaştırmanın bir “cezasızlık” anlamına gelmediği yönünde bilinç oluşturulmalıdır. Nitekim uzlaştırma süreci tarafların gönüllü katılımına tabi bir süreç olup, maksadı zarar görenin zararının giderilmesine fırsat tanınması ve zarar verene de verdiği zararı telafi etme olanağı sunmasıdır. Yani ceza alanında oluşan ve kapsam dahilinde olan suçlar yönünden ortaya çıkan hukuki uyuşmazlıklar mahkeme aşamasına gelmeden daha kısa zamanda sürece gönüllü olarak katılacak taraflarca neticeye kavuşturulabilmektedir.

Netice itibari ile,  ceza yargılamasında alternatif bir çözüm yolu olan uzlaştırma, yalnızca uyuşmazlıkların çözümü açısından değil, toplumsal barışın sağlanması bakımından da önem arz etmektedir. Ülkemizde uygulama alanı giderek genişleyen bu kurumun, adaletin sağlanması ve mağduriyetlerin giderilmesi bakımından etkili bir araç haline gelmesi için hem mevzuat hem de uygulama düzeyinde çeşitli yeniliklere ve eğitimlere ihtiyaç olduğu değerlendirilmektedir. Uzlaştırma, doğru uygulandığında adaletin onarıcı boyutunu güçlendiren ve hukuki anlaşmazlıklara kısa sürede çözüm üreterek neticelendiren bir çözüm yöntemi olarak hukuk sisteminde varolmaya kapsamı genişleyerek devam edecektir.

Av. Büşra TEKSÖĞÜT

Benzer İçerikler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir